HRAÇ ARSLANYAN KİMDiR?

1965 yılında İstanbul’ da doğdu. Bir yandan eğitim hayatını devam ettirirken, diğer yandan 1975 yılında  Kapalıçarşı’daki hala orjinalliğini koruyan Zincirli Han’ da hem amcası, hem ustası olan Hagop Arslanyan’ ın yanında kuyumculuk sanatıyla tanıştı.

Lise eğitimini bitirene kadar, tatillerde mesleki eğitimine de devam eden sanatkar, 1985 yılında yurtdışında çeşitli ülkelerde (Viyana, Köln, Amsterdam, Brüksel, Paris) sanatına dair teknikleri inceledi. Ülkeye döndükten yaklaşık bir yıl sonra da kendi atölyesini açarak sanatta kendi çizgisini oluşturdu.

Hala Cağaloğlu’ nda bulunan atölyesinde Doğuyla Batıyı harmanlayıp özgün tarzda butik takılar imal etmektedir. Ülkemizin önde gelen murassa ustalarından birisidir.

İstanbul Kuyumcular Odası eski yönetiminde yönetim kurulu üyeliğinin yanı sıra 10 yıl (iki dönem)  Kuyumculuk Eğitim Komisyonu Başkanlığı’nı yürütmüştür.

2008 yılında kuyumculuk sanatını yaşatmak ve bu sanat dalında kuşaklar arası köprü olabilmek amacıyla İstanbul Kuyumcular Odası ile birlikte Mahrec Sanatevi’ni hayata geçirdi.Bunun yanı sıra bugün, mücevher sanatının daha kapsamlı şekliyle kıymetli bir objeyi değerli maden ve taşlarla bezeme ustalığı olan ‘’Murassa’’ çalışmalarını sürdürmektedir.

Murassa, Osmanlı Saray Sanatları içerisinde işçiliği ve üretimi zor olması sebebi ile kuyum bölümü içerisinde ileri ustalığı olan Zergeran bölüğü tarafından üstlenilmişti. Zergeran bölüğü kuyumculuğun çeşitli dalları olan sade, mine , cila, yaldız, ocak, mıhlama, ajur, sıvama, döküm(kum), savat, tombak’ ta ustalaşmış sanatkarlardan oluşmaktaydı. Günümüzde bu zanaat dallarının bir çoğu kaybolmaya yüz tutmuş veya kaybolmuştur.

Unutulmaya yüz tutmuş Murassa Sanatı yeniden canlandırılıyor.

Kuyum sanatçısı ve kuyum ustası sadekar Hraç ArslanyanTopkapı Sarayı’ndaki eserlerden aldığı ilhamla , yüzlerce yıllık murassa sanatını ve binlerce yıllık çinicilik ile bir araya getirerek yeniden canlandırmayı başarmıştır.

Hraç Usta bu sanatla ilgili görüşlerini şöyle özetliyor :

“ Sanatın hangi dalında olursa olsun, sanatkarın bakış açısı ve algılamaları diğer insanlara göre farklıdır. Sanatçı devamlı bir gözlem ve analiz peşindedir. Doğa, tarih, insanlar ve olaylar yaratıcılığı besler. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu süresince bu kültürler iyice harmanlanmış ve rafine bir seviyeye ulaşmıştır. Bu sanat beni çok etkiledi. İçine girip araştırmalarımı derinleştirdikçe sonsuz bir ummana daldığımı anladım. Bu sanatta son yok, tasarım ve uygulamalar yapıldıkça yeni fikirler çıkıyor , yeni eserler yaratılıyor.”

Untitled-4